Geçmişin Gölgesinde Büyümek
- Öykü Yavuz
- 18 Tem
- 1 dakikada okunur

Geçmişiyle tam anlamıyla hesaplaşamayan, yaşadığı travmayla yüzleşememiş ya da çok sevdiği birini zamansız kaybetmiş bireylerde, bu eksikliği sonraki nesilde telafi etme arzusu sıkça görülür. Özellikle yas süreci tamamlanmamış ya da duygusal ihtiyaçları yarım kalmış kişiler, kaybettikleri bu insanları bir şekilde yaşatma ihtiyacı hisseder. Geleneksel toplumlarda bu sürdürüş biçimi çoğu zaman isimler aracılığıyla gerçekleşir.
Ancak, bana göre bu durum yalnızca bir anma veya hatırlama değildir. Aksine, geçmişle doğru şekilde anlaşamamanın, onu derinlemesine çözümleyememenin bir yansımasıdır. Bu da, farkında olunmadan bir sonraki nesle bir baskı unsuru olarak aktarılabilir.
Zaten genetik düzeyde bir benzerlik taşıyan birey, aynı zamanda aynı ismi taşıyarak hem doğrudan hem de dolaylı biçimde epigenetik ve psikososyal bir aynılaşma sürecine maruz kalabilir.
🎭 Örnek:
Bir baba, genç yaşta kaybettiği kardeşinin adını oğluna verir. Kardeşi cesur, asi ve erken ölen biridir. Baba, oğlunda da benzer bir cesareti ve hayal gücünü görmek ister. Ancak çocuk, kendi mizacına ters düşen bu beklentilerle büyür. Zamanla ailesinin "Sen tıpkı dayına benziyorsun" cümlesi, onun kendi kimliğini geliştirmesini engeller. Kendi olmakla, bir başkasının yerini doldurmak arasında sıkışıp kalır.
Bu örnekten de görüldüğü gibi, isimle yaşatma arzusu, bir noktadan sonra bireyin kendi özgünlüğüne zarar verebilecek bir gölgeye dönüşebilir.
Yorumlar